Pazar, 24 Ekim 2021
.
.
Durmuş Sarpkaya
DURURSAN DÜŞMEZSİN DURURSAN DÜŞÜNÜRSÜN! Asya’nın Çatısındaki Rahiplerden Schiller’e: Durup Düşünmek (2)

DURURSAN DÜŞMEZSİN DURURSAN DÜŞÜNÜRSÜN! Asya’nın Çatısındaki Rahiplerden Schiller’e: Durup Düşünmek (2)

Asya’nın çatısındaki tapınaklarda rahip ve rahip adaylarının, çocukların oyunlarını terapi niyetiyle izlediklerini vaktiyle bir yerlerde okumuştum. Bu okumadan sonra Gelişim Psikolojisi ile ilgili biri olarak; çocukların davranışlarını, gelişimlerini ve oyunlarını farklı bir gözle izlemeye başladım. Çocukları oyun oynarken durup izlemenin, insan üzerinde olumlu etkiler bıraktığını, daha sonra kendi üzerimde de yaptığım gözlemlerle doğrulama olanağını elde ettim diyebilirim.

Bu gözle çocukların oyunlarına eğildikten bir süre sonra, çocukların durduğu yerde kendi başına oynadığı oyunlar ile hareketli olduğu halde oynadığı oyunların, çocukların gelişimleri üzerinde farklı etkiler yaptığını düşünmeye başladım. Bu gözlem beni, bir yandan Schiller’e ve onun öne sürdüğü ‘‘Oyun Olarak Sanat’’ kuramına götürürken, diğer yandan da,  ‘‘Sürekli hareket, düşünme eylemine ket vurur.’’ yargısına götürdü.

 Schiller, sanatı bir oyun olarak ele alırken, iki içtepiden(istek-dürtü)  bahseder. Bunlar: Duyu ve biçim içtepisidir. ‘‘Duyusal içtepi ile değişim, zamanın içeriğe sahip olması öngörüsü ve duyguların doyurulması eğilimlerini bünyesinde barındırırken, biçimsel içtepi; değişimin reddi, güven ihtiyacı, istikrar, zamanı ortadan kaldırma şeklinde devreye girer. Birbirlerine zıt bu iki duygu çatışma içindedirler.’’2   ‘‘Duyu içtepisi biçim içtepisine hâkim olan insan vahşi, biçim içtepisi duyu içtepisine hâkim olan insan ise barbardır.’’ Bu iki içtepinin uyumlu bir birliktelik sağlaması kültür yoluyla gerçekleşir. 3

Schiller: ‘‘Bu iki içtepinin üst bir uyum içinde birleşmesinden insanda üçüncü bir içtepi, yani oyun içtepisi çıkar.’’ der. Schiller’e göre sanat ile oyun arasındaki benzerlik şudur: ‘‘Her ikisinin de ereği kendisindedir, her ikisi de fayda peşinde koşmazlar; her ikisi de insanı günlük korku ve baskılardan kurtarır ve özgürlük dünyasına götürürler. ‘İnsan, sözcüğün tam anlamında insan olduğu zaman oynar ve ancak oynadığı zaman tam anlamıyla insandır’. Böylece insan ‘görünüşün ve oyunun neşeli ülkesinde’ hem fiziksel (yani duyusal), hem ahlaki (yani tinsel-akılsal) zorlamadan kurtularak tam özgür olur.’’ 4

Yine Schiller : ‘‘Sanat, sadece ve sadece bir oyundur. Bir oyun kadar fayda-dışı (faydanın ötesinde), bir oyun kadar ahlak-dışı (ahlakın ötesinde), bir oyun kadar saf ve bir oyun kadar neşe verici olan insanî bir etkinliktir. Öte yandan insan ancak sanat aracılığıyla tam olarak insan olur ve gerek duyusal ihtiyaçların, gerekse akılsal zorunluluğun alanından kaçarak gerçek anlamda özgür olur.’’ 5

 İşte Schiller’in, sanatı bir oyun olarak görüp, sanat aracılığı özgürlük tohumları, yaşamımızın hangi evresinde, içimize ne ile serpilir diye sorulduğunda ise verebileceğimiz cevap, ‘‘çocukken, oyunla’’ olacaktır. Bu noktada yukarıda dile getirdiğim ‘‘çocuğun kendi başına olduğu yerde oyun oynaması ile sürekli hareket halindeyken oyun oynaması’’ arasındaki ayrımı netleştirmek gerekir.

Oyun tercihi iki durumdan sadece biri olan çocuk; farklı duygulanımlara, farklı seçimlere yönelebilir ve hatta farklı kişilik özelliklerine bürünebilir. ‘‘Kendi başına ve olduğu yerde oyun oynama tercihi’’ çocuğu, kendi derin ruhsal iç dünyasına götürürken, ‘‘hareketli oyun hali’’ çocuğu ritmik, psiko-motor, bedensel olan dış dünyaya götürür.  ‘‘Kendi başına olduğu yerde oyun oynama’’ iç dünyanın keşfine yönelik iken, ‘‘hareketli oyun hali’’ dış dünyanın keşfine yöneliktir.

Felsefe, şiir, edebiyat ‘‘kendi başına ve olduğu yerde oyun’’ oynamanın ürünü iken; spor, dans, tiyatro ‘‘hareketli oyun halinin’’ ürünüdür. Bu açıdan çocukken oyun oynama tercihimiz ve oyun oynama biçimimiz gelecekte, kişiliğimizin şekillenmesinde önemli rol oynar kanısını taşıyorum. ‘‘Kendi başına olduğu yerde oyun oynama hali’’  filozof, şair, edebiyatçı gibi düşünme gerektiren mesleklere yönlendirirken, ‘‘çocuğun hareketli oyun hali’’ spor, dans, tiyatro eylem gerektiren mesleklere yönlendirir.

Nihayetinde, ‘‘durmak’’ ve ‘‘hareket’’ kavramları tarihsel olarak, kavramsal bir arkeolojik faaliyete tabi tutulduğunda; ‘‘durmanın’’ yerleşik hayata, ‘‘hareketin’’ ise göçebe hayata karşılık geldiği görülecektir. Kültür bu noktada, ‘‘yerleşmekle yani durmakla’’ ilgilidir. Kültür kavramının tüm dillerde ekmek, toprağı kazımak ve yerleşik hayata geçmek anlamına gelmesi tesadüf değildir. Kültür yaratmak, yerleşik insan yani durmayı beceren insan işidir. Hareketli insan durmakla ilgili olmadığından felsefe, sanat, edebiyat, yaratması düşünülebilir mi? Asya’nın bir ucundan bir ucuna gelirken motivasyon kaynağı yerleşik kültürü ortadan kaldırmak olan Cengiz Han ne değer yarattı?

Günümüze gelindiğinde yaratılan hareket-eylemin sürekliliği ile kapitalin ruhuna ayak uyduranların, duyusal ve biçimsel içtepileriyle düşünmeye, kültüre, ‘‘oyun olarak sanata’’ fırsat vermeden toplumu oradan oraya nasıl sürdükleri ve kurumları nasıl yıkıma uğrattıkları ayan beyan ortada... Kültürün, değerlerin ve anlatıların altının, söylemler eşliğinde hareket-eylemle nasıl oyulduğu ortada. Bu anlamda kapitalin gücüne inan dünya, siyaset ile birlikte bizleri sürekli ayakta ve hareket-eylemi kılarak tutarak, düşünme yetimizi elimizden alıyor ve herkesi bu manada ‘‘göçebe’’ kılıyor. Her şeyimizle tarihselliğimizin arkeolojik ilk katmanına gidiyoruz.

Bütün bir ülke olarak ‘‘Durmak yok, yola devam!’’ sloganı ve baş döndüren hızla, on sekiz yıl boyunca, yollar üzerinden hareket-eylemli durumumuzu daha da hızlandıran, üç boyutlu hipnoz araçları içinde (otobüs, tren ve otomobil) düşünmeyen ve yukarıdan gelen sese uyup bir yerlerden, bir yerlere hep sürekli akıyoruz.  Bu akış modern dünya tarafından da desteklenmektedir. Her şey yollar ve hipnoz araçları (otomobil, otobüs, tren) sayesinde, artık çok daha hızlı seyretmektedir. Bu araçları sık sık kullanmamız, hepimizi hipnoza sevk etmektedir. Bütün bu yaratılanlarla, daha sık gerçekleşmeye başlayan sanrılarımız gerçeğimiz olmaya evirildi. Bu yüzden de yıkım klişeleşti ve artık hiçbir şey umurumuzda değil. Düşene basıp geçiyoruz… Biraz ‘‘düşünebilene dünyanın katlanılmaz olması’’ buradan ileri geliyor!  

 

SONUÇ

İçinde olduğumuz teknolojik çağda süreklilik arz eden hareket-eylemle her şeyin hızlı bir şekilde akıp gitmesi, hipnozlu bir durum yaratmasının yanında, bunu slogan haline getiren bir iktidarın sanata olan düşmanlığı ve özgürlükleri tırpanlaması tesadüf eseri mi? Bir an ‘‘durup-düşünecek olursak’’ ve en önemlisi de Schiller’e dönecek olursak, ‘‘durmanın, kendi başınalığıyla oyunun’’ dolayısıyla, sanatın olmadığı yerde ‘‘özgürlükten kaçış’’ dışında başka ne görülebilir ki?

Devleti hızlı yönetmeyi ve ‘‘Durmak yok, yola devam!’’ demeyi marifet bilenler, ‘‘sürekli hareket-eylemi’’ salık verdiklerinde; 4000 yıl öncesinde Hititlerin tanrıya nasıl yalvardıklarını biliyorlar mı? Hiç sanmıyorum… Bakın Hititler ellerini açıp tanrıdan ne dilemiş:

‘‘ Tanrım beni yavaşlat,
Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir…
Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele…
Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükûnetini ver… 
Ve hepsinden önemlisi…
Tanrım, bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET,
Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için SABIR,
İkisi arasındaki farkı bilmek için AKIL ver…
Beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak DOSTLAR ver…’’ 7

 

Daha ne dilesinler ?.. Bu duadan sonra şimdi Schiller’e dönün ve anlatılanları tekrar gözden geçirin, Hititlerin ne demek istediğini daha iyi anlarsınız… 

 

* Hareket: Bir cismin durumunu ve yerini değiştirmesi olarak tanımlanırken eylem;  bir değişiklik doğurabilen etkileyici davranış olarak tanımlanır. Anlamsal darlığın önüne geçmek için her iki kavramın birlikte kullanması gereği duyulmuştur.

 

KAYNAKÇA

1-https://www.etimolojiturkce.com/arama/episte

2-https://oyun.cricket/2019/06/08/oyun-kurami-ve-oyun-olgusu/

3-Ahmet Arslan Felsefeye Giriş

4-Ahmet Arslan Sanat Felsefesi

5-Ahmet Arslan Felsefeye Giriş

Yazar İçeriğini Paylaşın :

Emoji ile tepki ver!
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 1 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • DAHA FAZLA SONUÇ YÜKLE